x

Hande Arslan: “Dijital Reklamcılığın Kusuru ‘Reklamcılık’ Kısmının Eksik Olması” [Röportaj]

Hande Arslan: “Dijital Reklamcılığın Kusuru ‘Reklamcılık’ Kısmının Eksik Olması” [Röportaj]

2007’de bir girişim projesi için Silikon Vadisi, Palo Alto’ya yerleşen Hande Arslan ve ortağı Kamer Altınova mubi.com için Efe Çakarel ile birlikte çalışırken aslında sosyal medya platformlarının ne kadar etkili ve farklı kullandıklarını fark etmişler. “Zaten mubi lansmanını Facebook’ta bir uygulama olarak yapmıştı. Hatta mubi, Facebook şirkey sayfalarının lansmanını yaptığında dünyadaki ilk 100 sayfadan biriydi” diyor Arslan. Silikon Vadisi’ndeki deneyim; yıllardır geleneksel tarafta bir reklam yazarı olarak edindikleriyle iyi bir birliktelik kurar hissiyle yola çıkmış. “Bu kararı verdiğimizde Palo Alto’daydık. mubi’nin de Amerika sınırlarından Avrupa’ya yayılmasıyla döndük ve Über için işe koyulduk.”

2 senelik bir yapı olan Über’in hikayesi bu… Geleneksel reklamcılıktan gelen, Über’in kurucularından Arslan’ın sektörle ilgili söyleyecek çok şeyi var. Über’in de yapacak çok işi.

“Über” ismi nasıl çıktı ortaya?

İsim düşünerken ona ‘kahramanlık’ yüklemek niyetinde değildik. İçini nasıl doldurduğumuz önemli diye düşündük. Über’in biraz enternasyonel bir kelime olması bile yeterliydi bizim için. Bir anda ‘über’ dedik ve ‘’über’ olduk.

Odaklandığınız alan nedir?

Fikre odaklıyız. Böyle okuyunca ne kadar sıradan geliyor değil mi? Çünkü çok tanıdık. Tanıdık ama doğru. Sosyal medya platformlarında yaptığınız bir uygulama, bazen yazdığınız bir post… İyi bir fikrin altını çizmek için hangi mecra daha etkili olacaksa ona yoğunlaşıyoruz.  Daha tanımlamak gerekirse; geleneksel reklamcılık köklerinden gelen dijital bir yapıyız. ‘Online ve offline kardeşliğine’ sonuna kadar inanıyoruz.

[pullquote align=”left”]“Geleneksel reklamcılık köklerinden gelen dijital bir yapıyız. Biz dijital fikirleri bulurken ‘kağıt kalem’ kullanıyoruz. Taze/iyi fikir için hala daha iyi bir ikili bulunmadı çünkü.”[/pullquote]

Sizi diğer ajanslardan ayıran nedir?

Biz dijital fikirleri bulurken ‘kağıt kalem’ kullanıyoruz.  Taze/iyi fikir için hala daha iyi bir ikili bulunmadı çünkü.

Müşterileriniz kimler?

Microsoft/MSN Türkiye, Henkel Gliss, Fa, Taft, Syoss, Theramed, Pritt, Lüksbazaar, Koç Üniversitesi, Redhouse, Akut, Ashoka, Aiesec ve mubi.com.

Sizce günümüz dijital reklamcılık dünyasının kusurları nedir? (Türkiye için) Dijital reklamcılığın en büyük kusuru ‘reklamcılık’ kısmının eksik olması aslında. Çalışan/üreten kitle ‘süper’ dijital mecra insanı ama reklam fikri, iletişim dili yaratabileni pek az. Nedeni de belli aslında. Dijital ajanslar öncelikle ve çoğunlukla teknoloji tarafı güçlü yapılardı. Birden dünya değişiverince, tanımlar değişti ama verilen ürünler pek değişmedi. Kullanılan dil, yaklaşımlar, markaya sunulan çareler ihtiyaç duyulanlara pek karşılık gelmiyor. Oysa ki dijital reklamcılıkta değişen sadece ‘mecra’. Biraz daha iletişimin temellerine sadık kalmak işi güzelleştirir. Anlamı artırır, iletişimi ‘bütün’ yapar. Bununla çok eş giden bir konu da yeterince özgün olamama sorunsalı…

[note color=”#FFCC00″]“Dünya birden değişiverince, tanımlar değişti ama verilen ürünler pek değişmedi. Kullanılan dil, yaklaşımlar, markaya sunulan çareler ihtiyaç duyulanlara pek karşılık gelmiyor. Oysa ki dijital reklamcılıkta değişen sadece ‘mecra’. Biraz daha iletişimin temellerine sadık kalmak işi güzelleştirir.”[/note]

Peki artıları?

En büyük artısı hedef kitlesi… Sizin ne dediğinizi duymayı isteyen milyonlarca genç insan….. Dijitale inanan, nesil olarak büyürken dijital büyüyen. Heyecanı olan, sorularla gelen bir hedef kitle insanı motive ediyor.

Kendinize ya da ajansınıza örnek aldığınız bir isim var mı?

Poke’u seviyoruz, çok sık anıyoruz.

Poke London? Neden?

Çünkü işe yaklaşımları, neden sonuç ilişkisiyle yol almaları, fikir kafası ve bir de işlerini kasım kasım kasılmadan yapmaları bu hayranlığı yaratıyor. Poke Londra ofisinden İstanbul’a gelen bir arkadaşım Türkiye’ye bakışını şöyle anlattı: “Bu aslında sıradan bir meslek. İş bitiyor pub’a gidip biramızı iciyoruz. Biriyle tanışırken I’m the God of digital’ ya da ‘guru’ demiyoruz kendimize…” (İstanbul’da başına gelmiş de :) Bu sakinlik ve insanın kendini tanıması, yaptığı işi sorgulama rahatlığı da getiriyor. O yüzden evb (Evolution Bureau), Poke böyle ajanslar değerli..

[note color=”#FFCC00″]Poke Londra ofisinden İstanbul’a gelen bir arkadaşım Türkiye’ye bakışını şöyle anlattı: “Bu aslında sıradan bir meslek. İş bitiyor pub’a gidip biramızı iciyoruz. Biriyle tanışırken I’m the God of digital’ ya da ‘guru’ demiyoruz kendimize…” (İstanbul’da başına gelmiş de :) Bu sakinlik ve insanın kendini tanıması, yaptığı işi sorgulama rahatlığı da getiriyor.[/note]

2012 nasıl geçti peki?

Köşe kapmaca oynayarak geçti. İyi köşeler kaptık diye düşünüyorum.

2013 planlarınız neler?

Sanki 2013’ün kapısında bizim için yenilikler var gibi… Onlara hoşgeldin demek istiyoruz ilk aşamada. Genelde planlarımızda ekip olarak ‘mutlu çalışalım’ hedefi var. Bu planlanmaz ama başımıza gelirse (bugüne kadar geldi) çok iyi olur.

Yorumlar (0)

Bir Cevap Yazın