x

Dokunmatik Ekranlar ve Arayüz Çilesi [İnceleme]

Dokunmatik Ekranlar ve Arayüz Çilesi [İnceleme]

Dokunmak moda. Dokunmatik arayüzü, resim büyütmek ve videolara ‘tap’lemek dışında herhangi bir uzun veya hassas işte kullanmak zorunda olanlarsa, bu modanın ne kadar üretkenlik düşmanı ve geçici bir heves olduğunu içten içe biliyor. Bunu gayet iyi kavrayan sektör profesyonelleri, geleceğin arayüzünü bulmak için milyonlarca dolar harcıyor.

Dokunma neden kısıtlayıcı?

  1. Her şeyden önce, kullanılan cihazın hemen bir kol mesafesinde kalmasını şart koşuyor. Menzili ilkel denebilecek seviyede dar.
  2. Geri bildirim sıfır. Bir yüzeyde parmak geziyor ama değdiği herhangi bir noktanın diğerinden farkı yok. Basarken rezistans yok, yükseklik farkı yok, ses farkı yok, ısı farkı yok.
  3. Dokunulan şeyler arayüzde yer kaplıyor. Mesela, bir klavyeden yazı yazmak gerektiğinde, ekranda rahatça basılabilecek büyüklükte bir klavye olması şart oluyor. Yani girdi arayüzü çıktı arayüzüne mani oluyor.
  4. Arayüzle etkileşime girmek için, arayüzü kapatmak gerekiyor. Elinle ekranı kapatmadan ekrana dokunamazsın!
  5. Standardizasyon çok az.  Herkes birbirinden çok farklı arayüzler üretebiliyor. El alışkanlığını, ezberlenen ve pratikle mükemmelleşen refleksler oluşamıyor, çünkü her cihaz, hatta cihazın içindeki farklı yazılımlar bile farklı şekilde girdi almayı seçebiliyor.

Bu liste rahatlıkla uzatılabilir. Fakat yavaş yavaş hayatımızdan çıkacağı kesinleşmiş fare ve klavyeye bir alternatif gerekli. Peki bu konuda ne gibi araştırmalar yapılıyor?

Sesli Arayüz

İlk alternatif arayüz, ses. Apple’ın Siri’si gibi birçok şirketin kendi içinde çözmeye çalıştığı dikte robotları, komutla iş yapmaya odaklanıyor. Daha insanlar insanların aksanını anlamazken bir robotun bunu ne ölçüde başarabileceği önemli bir soru. Başarsa bile, istisnai durumlarda kullanılabilecek, diğer arayüzlerin omuzundan sadece belirli durumlarda yük eksiltebilecek bir eklenti olabilir. Çünkü her şeyden önce, konuşmak çok ciddi efor isteyen bir hareket. İkincisi, her komutu konuşmaktan sıkılmayan, konuşanları duymaktan sıkılır. Üçüncüsü, multitasking’e hiç yatkın değil. Aynı anda hem arayüzle konuşup hem başkasıyla konuşulamaz, yiyip içilemez, hatta sağlıklı biçimde nefes bile alınamaz.

Hassas Kaslar

Sese komşu büyük bir atılım, büyük oyun satış platformu Steam ve bağlı olduğu firma Valve’dan geliyor. Valve’ın kurucusu Gabe Newell, vücuttaki en hassas, ince ayarlı ve hızlı kaslardan birinin dil olduğunu söylüyor. Beyne çok yakın olmasından vücut içi gecikmeyi bile minimize eden meraklı dil kası, aslında çok iyi bir kontrol cihazı olurmuş. Aynı göz gibi neredeyse mükemmel işleyen dil, direkt olarak sürekli kullandığımız başka bir temel yeteneğimizin tek kaynağı olduğundan, çekiciliğini yitiriyor. Ayrıca Valve insanların ağzında bir arayüzle gezmek istemeyeceğini düşünmüş olacak ki, arayışlar sürüyor.

Yaptığınız Her Şeyi İzleyen Göz


Bu konuda sessiz kalmayan bir taraf da Xbox ile oyun dünyasında kendine çok ciddi yer edinmiş olan Microsoft ve dillere destan Kinect teknolojisi. Her ne kadar şu an sadece çok basit hareketleri algılayıp anca Han Solo’yu diskolarda dansettirmeye yarasa bile, Kinect yakında vücudumuzun her hareketini algılama özelliğine sahip olacak.

Her hareketi yorumlayabilen bir göze, hassas kasları —hatta kalp atışınızı bile— takip edebilecek bir yazılım ve sesinizi duyacak bir mikrofon eklediğimizde, yukarıdaki her arayüzü kapsayıveriyor. Ama hala fare ve klavyenin o alıştığımız ve sevdiğimiz yayvanlığı, sesi, sertliği gibi geri bildirim yönleri eksik kalıyor… mu? Hayır! Çünkü Japonlar onu da geçen sene çözdü. Ultrasonik ses yayan ve bilgisayar tarafından yönetilen hoparlör tabancaları, ses dalgalarını belli noktalarınıza odaklayarak, vücudunuza bir şeye dokunuyormuş hissi veriyor. Buna lazer veya mikrodalga ile ısı eklemek son derece mümkün.

Ama farkettiğiniz üzere, neredeyse kulağa bilimkurgu gibi gelen (ve porno sektörünü çok heyecanlandıran) bu arayüz, bir veya birkaç sonraki jenerasyonun yüzünü güldürebilir ancak. Çünkü birbirinden bağımsız ve hepsi pek ilerlememiş birçok teknolojinin bir araya gelmesini gerektiriyor. Peki, yakın zamanda ne kullanabiliriz?

Parmağa Dönüş

Fare gibi basit görünen bir cihazı keşfedenin ordu olduğunu hatırlarsak, belki de farklı sektörlere bakmanın zamanı gelmiştir. Hassasiyetin çok önemli olduğu tıp sektörünün bir girişimi, belki de bilişim sektörüne aradığı arayüzü sunabilir.

Komşu sayılabilecek iki saygın eğitim kurumu University of Illiois at Urbana-Champaign ve Northwestern University’nin, Çin’in Dalian Teknik Üniversitesi ortaklığıyla geliştirilen bu elektronik parmak ucu, kullananın dokunuş algısını artırmaya yarıyor. Sadece dokunuş hissini değil, ısı, doku, hareket ve rezistans hislerini de taklit edebilen “eldiven”, bir parmak ucuna bir klavye sığdırabilecek kadar hassas his ve harekete olanak tanıyor. Hareket algılayıcı ile üç boyutlu bir fareye döndürülmesi ve diğer parmaklara koyulacak başka modüllerle çok yüksek sayıda kombo hareketi algılaması ve bütün bunları kablosuz teknolojilerle bilgisayara iletmesi mümkün olabilen bu teknoloji, benim gözümde geleneksel arayüzlere en ciddi alternatif.

Yorumlar (2)

Bir Cevap Yazın